|
Diyabetin Tanımı...
Diabet insülin ile
ilgili bir problemden kaynaklanan bir hastalıktır. Problem vücudun hiç insülin
üretmemesi, yeterli düzeyde insülin üretememesi veya insülini tam anlamıyla
kullanamamasıdından kaynaklanır.
İnsülin pankreasta üretilen ve kan şekerini düzenleyen bir hormondur.
Vücudunuzdaki hücreleri küçük birer makine olarak düşünün.Bütün makinalar
işleyebilmek için yakıt almak zorundadırlar.İşte yediğimiz yiyeceklerle
aldığımız karbonhidrat protein ve yağlar vücutta dönüşüme uğrayarak hücreleri
çalıştıracak yakıt haline dönüşürler.Hücreler tarafından kullanılan esas yakıt
basit şeker olarak adlandırılan glukozdur. Hücreler büyümek ve fonksiyonlarını
yürütmek için gerekli enerjiyi glukozu kullanarak üretirler.
İşte hücrelerin yakıtı olan kandaki glukozun hücrelere geçebilmesini ve
hücrelerin bunu yakarak enerji üretebilmesini İnsülin sağlar.İnsülin kan
dolaşımı boyunca glukoza eşlık eder ve hücrelerin kilidini açarak glukozun
içeriye girmesini sağlar. Eğer vücut yeterli insülin üretemezse hücreler glukozu
kandan alıp enerjiye çeviremezler ve kullanılmayan glukoz kanda yüksek
seviyelere ulaşır.Kullanılmayan glukoz karaciğer ve kas hücrelerinde glikojen
olarak depolanır.Yemek aralarında kandaki şeker oranı düştüğünde karaciğerde
depolanmış olan glikojen glukoza dönüşerek kana verilir.
Diabetlilerde insülinle ilgili problem yüzünden glukoz hücrelere giremez.
Kullanılamayan glukoz kanda birikir ve hiperglisemi olarak adlandırılan tabloyu
oluşturur.
Diabet hiçbir belirti vermeden uzun yıllar boyunca sinsice ilerleyebilir.Tanı
konduğu zaman oluşabilecek zararları önlemek için çok geç kalınmış olabilir. Bu
yüzden mutlaka altı ayda bir sağlık taraması için doktora gitmeli ve
sadece diabetle ilgili değil tüm rahatsızlıklarla ilgili bir taramadan
geçmelisiniz. Günümüzde geliştirilmiş tanı ve tedavi yöntemleri ile
diabetlilerin yaşam kaliteleri artmış ve diabet bir yaşam stili olmuştur.
Esas
olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki tür diyabet vardır:
-
Tip 1 diyabet, çocuklarda ve gençlerde daha sık görülür.
-
Tip 1 diyabetlilerin vücutlarında yeterli insülin yoktur, çünkü insülin
salgılayan pankreas bezinin adacık (beta) hücrelerinde bozukluk vardır.
-
Tip 2 diyabet, ileri yaşlarda ve şişmanlarda daha sık görülür. Bunlarda
insülin yetersizliğinden daha çok, insülinin hücreler üzerinde gerekli etkiyi
gösterememesi söz konusudur yani insülinin varlığına rağmen insüline direnç
vardır.
Tip 1 diabet Tip 1 Diyabet Nasıl Meydana Gelir?
Günümüzdeki bilgiler,Tip 1 diyabetin genetik yatkınlığı olan kişilerde çevresel
bir faktörün etkisiyle başladığını göstermektedir. Vücut insülin üreten kendi
adacık hücrelerini düşman olarak görmekte ve onları yok etmeye uğraşmaktadır. Bu
tür hastalıklara otoimmün hastalık denmektedir. Bağışıklık sistemi bozukluğu
hastalığıdır.
Dünyada
her yıl 100.000 çocuktan 10-40 tanesinde Tip 1 diyabet gelişmektedir. En sık
Finlandiya'da görülmektedir. Şu andaki bilgilere göre, bir çocukta Tip 1 diyabet
gelişmesini önlemek ve diyabeti tam olarak iyileştirmek mümkün değildir.
Bununla
birlikte diyabetin kesin ve kalıcı tedavisi için çok yoğun çalışmalar
sürdürülmektedir. ( Adacık hücre nakli, immün sistemi süprese eden ilaçlar)
Belirtileri:
-
Ani kilo kaybı
-
Anormal ağız kuruluğu ve su içme
-
Sık idrara çıkma
-
Halsizlik ve aşırı yorgunluk
-
Sürekli açlık hissi
-
Görme keskinliğinde azalma, bulanık görme
-
Tekrarlayan enfeksiyonlar
-
Çocuklarda gece yatağını ıslatma
-
Uykuya meyil
Tip 1
Diyabet Tedavisinin İlkeleri:
-
Tip 1 diyabet tedavisi esas olarak vücut tarafından üretilemeyen insülin
hormonunun yeterli miktarda ve uygun zamanda yerine konmasına dayanmaktadır.
-
Beslenme planlanması, egzersiz, sevgi, bilgi ve kendi kendine bakım tedavinin
diğer yönlerini oluşturur.
-
Her Diyabetli;
-
Diyabet tedavisi konusunda kendi ustalığını geliştirmeli,
-
Ortalama bir doktordan daha çok bilgi sahibi olmalı,
-
Diyabeti kabullenmeyi ve onunla yaşamayı öğrenmelidir.
Tip 2 Diabet
En sık
görülen diabet formudur. Tüm diabetiklerin % 90'ını oluşturur. İnsülinle kontrol
edilmeleri şart değildir. Oluşumunda iki faktör rol oynar. Genetik yatkınlık ve
çevre faktörlerinin etkisiyle ya insülin salınımı bozulur ya da insülinin
kullanımında bir sorun vardır. Diyet + programlanmış egzersizle ya da bunlara
ağızdan şeker düşürücü hapların ilavesiyle kontrol altına alınır.
Gençlerde
görülme oranları son yıllarda giderek artmaktadır.
Tip 2
diabetin başlangıcı yavaştır. İnsanların % 30-40'ında hiç belirtisi bulunmaz. Bu
nedenle tanısı zordur. Bu ara dönem 7-10 yıl olabilir. Bu dönemde diabetin
yaptığı hasarlar başlamış, hatta ilerlemiş olabilir.
Tip 2
diabetin belirtileri Tip 1 diabete benzer. Risk faktörleri:
Diabet Tedavisinin Amaçları
-
Çok su içme, çok ve gece idrar yapma, halsizlik gibi günlük yaşamda
rahatsızlık yaratan bulguların önlenmesi,
-
Diyabetik ketoasidoz ismi verilen diyabet komasının önlenmesi,
-
Şişmanlığa neden olmadan büyüme ve ergenlik gelişiminin sağlanması,
-
Kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) ataklarının önlenmesi, sayısının ve
şiddetinin azaltılması,
-
Okul ve spor gibi normal yaşam aktivitelerinin ve ruhsal iyilik halinin
sürdürülmesi,
-
İş
sahibi olunması ve evlenerek aile yaşamı kurulması,
-
Uzun dönemli diyabet komplikasyonlarının önlenmesi.
Diabetik
Ketoasidoz Koması
Daha çok,
insüline bağımlı diyabet hastalarında gelişir. Burada en önemli faktör insülin
eksikliğidir. İnsülin eksikliğinde glikoz hücre içine giremez ve enerji kaynağı
olarak kullanılamaz. Vücuda gereken enerji yağlardan elde edilir ve keton
cisimleri oluşur. Bunun sonucunda vücudumuzda keton üretimi artar ve ketonlar
"zehir" etkisi yaparlar. Hastanın bilinci bozulur ve tedavi edilmezse koma
tablosu gelişir.
Keton
birikimine bağlı kusma, bulantı, yorgunluk, karın ağrısı, zor ve hızlı nefes
alma, nefeste aseton kokusu, bilinç bozukluklarıve diyabet koması gibi bulgular
görülür. Bu bulgular hemen hekime başvurmayı gerektirir.
Hipoglisemi (Düşük kan şekeri)
Düşük kan
şekeri en uygun koşullarda bile beklenmedik bir anda karşımıza çıkabilmekte,
hastaların yaşam kalitesini bozmakta, günlük yaşamı olumsuz etkilemekte,
hastanın motivasyonunu azaltmakta, çok seyrek bile olsa hastanın yaşamını tehdit
edebilmektedir. Kan şekeri düşüklüğü, insülin, sülfoniüreler, meglitinidler gibi
dolaşımdaki insülin düzeylerini artıran tedavi biçimleriyle görülmektedir.
İnsülinle oluşan hipoglisemiler daha sık görülmekle beraber kısa süreli ve kolay
tedavi edilebilir niteliktedir. Buna karşın ağızdan alınan ilaçlarla görülen
hipoglisemiler daha uzun süreli ve tedaviye dirençlidir. Bu nedenle ilaç
hipoglisemilerinde hastaların hastanade izlenmesi gereklidir.
Diabetik
hastalar için önemli bir problem olan hipoglisemi, yaşlı diabetiklerde daha
büyük sorunlara yol açabilmektedir. Vücudun, hipoglisemi ortaya çıktığında
kendini savunma mekanizmaları vardır. Bunlar insülin karşıtı yaşam kurtarıcı rol
oynarlar. Bu hormonlar sayesinde özellikle genç hastalarda hipoglisemiden fazla
korkmadan normale yakın kan şekeri değerleri hedeflenir ve bu insanlar diabetin
uzun süreli komplikasyonlarından korunabilirler. Hipoglisemi ortaya çıktığında
insülin karşıtı etki yaparak şekeri yükselten hormonlar, adrenalin (epinefrin),
glukagon, büyüme hormonu ve glukokortikoidlerdir (kortizon). Bu yaşamsal savunma
mekanizmaları özellikle yaşlı hastalarda bazı olumsuz etkilere yol açabilir.
İnsanlar
yaşlandıkça önemli organları besleyen damarlarda, örneğin kalpteki koroner
arterlerde veya beyin damarlarında ateroskleroz veya damar sertliği denen
daralma ve sertleşmeler meydana gelir. Diabetlilerde damar sertliği daha yaygın
ve şiddetlidir. Bu nedenle yaşlandıkça kalp krizi, felç gibi damarsal
hastalıkların sıklığı artar. Diabetik insanlarda aynı yaştaki diabetli olmayan
insanlara oranla bunların görülme sıklığı daha da fazladır.
Hipoglisemi meydana geldiğinde ilk oluşan savunma mekanizmalarından biri böbrek
üstü bezinden adrenalin salgılanmasıdır. Adrenalinin kan şekerini yükseltici
etkisi yanında kan basıncını yükseltici, kalp hızını artırıcı ve bazı damarlarda
daraltıcı etkisi vardır. Zaten damarlarında daralma ve sertleşmeler olan yaşlı
bir diabetlide bu etki, sınırda beslenmesi olan kalp veya beyinde iskemi denen
beslenme bozukluğuna yol açıp, miyokard infarktüsü veya felçlere sebep olabilir.
Bu nedenle
yaşlı diabetliler tedavi edilirken hipoglisemiden gençlere oranla daha fazla
korkulur. Yaşlıların tedavi hedefleri belirlenirken hipoglisemilere yol açmamak
için daha esnek davranılır. İnsülinle oluşan hipoglisemiler, ağızdan alınan
ilaçlara oranla daha kısa süreli ve kolay tedavi edilebilir nitelikte olduğu
için yaşlı hastalarda hap yerine insülin tercih edilmelidir.
Düşük kan
şekerinin nedeni nedir?
Kan
şekerinin azalmasına en çok yol açan nedenler şunlardır?
-
Çok fazla insulin veya şeker düşürücü ilaçlar almak
-
Yemekleri veya ara öğünleri yanlış zamanlarda yemek, kaçırmak veya bitirmemek
-
Her zamankinden daha fazla egzersiz yapmak
-
Alkol alınması
-
Kadınlarda mensturasyon (adet kanaması) başlaması
-
Yeni insulin şişesinin kullanılması
-
İnsülin enjeksiyon yerinin değiştirilmesi
-
Sindirim güçlüğü ve mide boşalmasının gecikmesi
Düşük kan
şekerinin belirtileri:
-
Sinirlilik
-
Titreme
-
Yorgunluk
-
Terleme
-
Açlık hissi
-
Baş ağrısı
-
Bulanık görme
-
Çarpıntı hissi
-
Dikkat dağılması
Düşük kan
şekeri nasıl tedavi edilir?
Kan
şekerinizin aşırı düştüğünden şüphe ediryorsanız, kan şekerinizi ölçün.
Bulduğunuz değer 70 mg/dl'den (veya doktorunuzun sizing için belirlemiş olduğu
değerden) daha düşükse, kan şekeri düzeyini yükseltmek için hemen şekerli bir
şeyler yemeniz gerekir.
Şeker,
kandaki şeker düzeyinizi diğer besinlere kıyasla daha çabuk yükseltir.
Eğer kan
şekeri düzeyinizin düşmüş olabileceğinden şüphe ediyor, ancak ölçüm
yapamıyorsanız şeker içeren birşeyler yiyin. Şüpheli bir durumda kan şekerini
çok düşük düzeylerde bırakmaktansa, biraz fazla şekerli besin yemek daha
güvenlidir.
Bazı
şekerli besinler:
-
Küçük kesme şeker ( 2-3 adet suda eritilmiş)
-
Toz şeker ( 2 tatlı kaşığı suda eritilmiş)
-
Meyve suyu ( 1 çay bardağı)
-
Kuru üzüm
-
Kurabiye
Sık sık
hipoglisemi meydan geliyorsa ve yukarıdaki önlemlere rağmen kan şekeri düzeyiniz
yükselmiyorsa, doktorunuza, hemşirenize veya diabet eğiticinize haber verin.
Uzun
dönemli diyabet komplikasyonlarının önlenmesi
Kan şeker
düzeylerinin normal sınırlara yakın tutulması, söz konusu komplikasyonların
zararlı etkilerini azaltabilir ve önleyebilir. Sigara içmemek, tansiyonu ve kan
yağlarını normal değerlerde tutmak, belirli bir egzersiz programının uygulanması
ve doğru beslenme planı riski azaltan güçlü önlemlerdir.
|