| |

 
  |
|
Diyabetle
Barışık Yaşamak...
Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek
olan kişilerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama, yara
ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer ailenizde
şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. bu
belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de
belirlenmesini isteyecektir.
Diyabetliysem ne
yapmam gerekiyor? eğer diyabetliyseniz
hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol altında tutmanız
gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat etmekten geçer.
Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak olabildiğince normal yaşam
sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu diet uygulamak ve
egzersiz yapmaktır.
Diyabete bağlı
gelişen komplikasyonlar nelerdir? Şeker
hastası olduktan sonraki gelişen zaman içinde sürekli yüksek düzeylerde seyreden
kan şekerine bağlı olarak komplikasyonlar gelişebilir. Bu komplikasyonlar önce
gözleri, böbrekleri, sinirleri, ve kardiyovasküler sistemi etkiler. Bundan
kaçınmak için ya da mümkün olduğunca erken fark edebilmek için şeker hastasının
kendisini özenle izlemesi gerekir. Günümüzde kan şekerinin kontrolü için
uygulaması çok kolay yöntemler vardır.
Kan şekerimi kendim
nasıl ölçebilirim? Kan şekeri düzeyinizi
kendiniz izlerseniz hastalığınızı kontrol altında tutmanız kolaylaşacaktır. Tüm
yapacağınız parmağınızdan bir damla kan alarak testinizi yapmaktır. Kan
şekerinin ölçülmesinin en fazla korkutan tarafı parmağınızın delinmesi
aşamasıdır. Artk gelişmiş teknikler sayesinde parmağınızı delme işlemi hemen
hemen acısız hale gelmiştir.
Ne kadar sıklıkla kan
şekerimi ölçeceğim? Dünya Sağlık Örgütü ve
Uluslararsı Diyabet Federasyonu şeker hastalarının hangi sıklıkta şeker
düzeylerinin ölçüleceğini bir bildiriyle sundu. Yoğun tedavi gören hastalar
için; her yemekten önce ve yatmadan önce şeker düzeyini ölçmek gerekir.
Diyabetli tüm hastalar için; günde iki defa ama farklılaştırarak çeşitli
zamanlarda ölçebilirsiniz. Diyet ile kontrol edilen diyabetli hastalar için;
günde bir defa kan şekerinizi ölçmelisiniz.
Ağızdan ilaç kullanan hastalar için her gün kahvaltıdan
önce ve kahvaltıdan iki saat sonra olmak üzere, günde iki defa kan şekerinizi
ölçebilirsiniz. Hedefiniz kan şekerinizi 24 saat boyunca istenilen seviyede
tutmaktır. Her gün belirli aralıklarla ölçülen şeker sonuçlarınızı kaydederek
doktorunuza bildirmeniz gerekir. Böylece doktorunuz ve siz, bu bilgiler ışığında
en iyi tedavi yöntemini ve programını ayarlayabilirsiniz.
Küçük bir hatırlatma; Kan şekerinin tespit edilmesinde
kendiniz kan şekerinizi tespit edebiliyorsanız, kullanmanız gereken kan,
parmağınızdan alınan tam kandır. Diğer yandan damarlarınızdan alınan kanın sıvı
kısmında (serum) da kan şekeri ölçülebilir. Burada bilinmesi gereken nokta tam
kan ve serumda bırakılan kan şekeri düzeyleri arasında yüzde 15 oranında
farklılık olabileceğidir.
Başka neler
yapabilirim? Kan şekerinizi ölçebileceğiniz
gibi idrar şekerinizi de ölçebilirsiniz. Normalde idrarda şeker çıkmaz. Ancak
kanınızdaki şeker miktarı yükselirse, bunun bir kısmı idrara geçer. İdrar
şekerinize bakmak son derece kolay bir işlem olmasına rağmen kan şekerinizi tam
olarak saptayamazsınız.
Eğer diyabetliseniz kan şekerinizi doktorunuzun verdiği
seviyede tuttuğunuz sürece, diyabetle yaşamanın sizi etkilemediğini
göreceksiniz. Bunu yapmanın hiç de zor olmadığını, uzman doktorların, diyabet
kuruluşlarının ve ilgili tüm dalların daima sizin yanında olacağını hiçbir zaman
unutmayınız.
Kan şeker ölçüm
cihazının önemi nedir? ‘Şeker hastalarının
evde kendi kendilerine kan şeker seviyelerini ölçmeleri ne yarar sağlar?’ Bu
soru her diyabetli hastanın kafasında önemli bir yer tutar. Sorunun cevabı şu
şekilde verilebilir: Düzenli bir diyabet kontrolü ancak kandaki şeker
seviyesinin belli bir düzende tutulması ile olur. Bu da kandaki şeker
seviyesinin devamlı ölçülmesini gerektirir. Şeker hastalarının sağlıklı bir
hayat kalitesinin temininde, bu aynı zamanda ekonomik bir yöntemdir. Hipoglisemi
(şeker seviyesinin aşırı düşmesi) özellikle insülin kullanan tip 1 diyabetlerde
korkulan bir olaydır. İnsülin enjekte edilince hipoglisemi oluşabilir. Bu da
ancak kan şekerinin ölçülmesi ile tesbit edilebilir. Bunun yanı sıra insülin
kullanmasa bile hastanın metabolizmasının yeniden bir yemeğe olan etkisi veya
yapılan bir yürüğüş ya da spor sonrası gösterdiği tepkinin ölçülmesi gerekir.
Spor yapmadan önce ve sonra kan şekerinin ölçülmesi özellikle Tip 1 diyabetlerde
şarttır. Bu hipoglisemi olayının meydana gelmesini önler. Şeker hastalığı
etkilerini uzun sürede gösteren bir hastalıktır. Düzenli bir şeker kontrolü uzun
vadede meydana çıkabilecek nefropati,retinopati ve kalp damar
rahatsızlıklarından hastayı korur.
Kartuşa hava
girmesinin sonuçları ne olur? Kartuşun
içinde hava bulunduğu zaman, kalemin pistonun itilmesiyle hava kabarcıkları
sıkıştırılacağından, insülin daha yavaş enjekte edilecektir. Bu durumda da
enjekte edilen insülinin dozu doğru olmayabilir. Kalem pistonuna basıldıktan
sonra iğnenin deri altında tutulması gereken 5 saniyelik süre içinde insülinin
tamamı vücuda verilmeyebilir. İğne deriden çekildiğinde kalem insülin damlatmaya
devam ediyorsa hasta gereken dozda insülini alamamış olabilir. İğneden bir iki
damla insülin damlamasının nedeni, kalem pistonuna basma ilemi tamamlandığında
sıkıştırılmış hava kabarcığının tekrar genleşmesidir.
Kısa insülin
iğnelerinin avantajları nelerdir? İntramüsküler enjeksiyonları önlemek amacıyla birçok hastanın standart
uzunluğundaki iğneden kısa iğneye geçmesi önerilebilir. Bu özellikle, zayıf
erişkinler, çocuklar ve ‘cilt kaldırma’ yapan hastalar için geçerlidir. Hastalar
bu bölgelere standart uzunluktaki iğnelerle cildi kaldırmadan enjeksiyon
yaparlarsa, insülini cilt altı dokusu yerine kas içine enjekte edeceklerdir.
Sürekli olarak intramüsküler enjeksiyon yapan hastalar, intramüsküler insülinin
daha hızlı emilimi ve glukoz girişi ile maksimum insülin etkisi arasındaki zaman
farklılığı dolayısıyla geniş kan glukoz girişi ile dalgalanmalarına eğilimli
olabilirler.
Hangi şeker
hastalarının kısa insülin iğnesi kullanması gerekir? Kısa insülin iğnesinin avantajları, insülin kullanan tüm şeker hastalarının kısa
insülin iğnesine geçmesinin gerekli olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir.
Eğer hem doktor hem hasta gerek enjeksiyon tekniği, gerekse elde edilen glukoz
kontrolü açısından standart uzunlukta iğne kullanımını tatmin edici
buluyorlarsa, kısa insülin iğnesine geçme ihtiyacı daha az olabilir. Kısa
İnsülin iğnesinin duyduğu avantajlardan; özellikle çocuklar, zayıf ve normal
ağarlıktaki kişiler, iğneden korkanlar vada insülin kullanmaya yeni başlayan
hastalar yararlanacaklardır. Ancak, cildi kaldırmak da dahil olmak üzere, doğru
enjeksiyon teknikleri kullanılırsa, standart uzunluktaki (12.7 mm)iğnelerde aynı
oranda güvenilirdirler.
Kısa iğneler,
standart uzunluktaki iğnelere oranla daha mı az acı verir? Klinik çalışmalar, hastaların acı açısından kısa ve uzun iğne arasında bir fark
belirleyemediklerini göstermiştir. Ancak iğnenin görülebileceği çalışmalarda
kısa iğneler, standart uzunluktaki iğnelere oranla daha az acısız olarak
algılanmıştır. Bu da acı algılamasında psikolojik unsurların önemini ve kısa
iğnelerin hastanın yaşam kalitesini artırdığını açıkça vurgulamaktadır.
Hastaların
enjeksiyondan önce ciltlerini kaldırmaları gerçekten gereklimidir?
Yakın dönemde elde edilen bulgular, enjeksiyon esnasında ciltlerini kaldırmayan
hastalarda, insülinin cilt altı dokusu yerine kaslara gittiği enfeksiyonların
tehmin edilenden daha fazla olduğunu göstermektedir. Diyabetli çocuklarda
yürütülen bir çalışmada, kasa giden enjeksiyomların oranı %31'e kadar çıkmıştır.
Küçük yaştaki zayıf erkekler çocuklar, enjeksiyonun, neredeyse %50 si kaslara
gittiği için özellikle risk altında bulunmaktadır. Aynı oranlar, yetişkinlerde
daha düşük olmasına rağmen, yine de önemlidir.
Ecz. Şenay Erincan
|
|